Keanu Reeves ve John Wick Kimdir? Hayatı (Biyografi)

0
324

Keanu Reeves ve John Wick Kimdir?, Keanu Reeves, 1964 Lübnan doğumlu, Kanadalı sinema oyuncusu ve müzisyen. İsmi Hawaii dilinde “dağların üzerinde esen soğuk rüzgar” anlamına gelen Reeves, oyunculuk kariyerinin yanında kendi rock grubu The Dogstar‘da bas gitar çalıyor.

Keanu Reeves ve John Wick Kimdir? Hayatı (Biyografi)

Keanu Reeves ve John Wick Kimdir
Keanu Reeves ve John Wick Kimdir? Hayatı (Biyografi)

Keanu Charles Reeves, Beyrut‘ta bir gece kulübünde tanışarak evlenen Çin ve Hawaii asıllı Amerikan vatandaşı, jeolog, Samuel Nowlin Reeves ile İngiliz vatandaşı, kostüm tasarımcısı ve show kızı Patricia Taylor‘ın iki çocuklarından ilki olarak 2 Eylül 1964‘de dünyaya geldi. Anne ve babasının, Keanu henüz iki yaşındayken ayrılmalarından sonra, annesi, Keanu ve kız kardeşi Kim‘le birlikte New York‘ta yaşamaya başladı.

1969‘da annesi Patricia, Broadway ve Hollywood yönetmeni Paul Aaron ile evlendi. İki yıl süren ikinci evliliğinin de noktalanmasıyla aile, Reeves’in gençliğinin geçtiği Kanada‘nın Toronto kentine yerleşti.

Babasının ve annesinin daha sonraki evliliklerinden iki üvey kız kardeşi (Karina Miller ve Emma Rose Reeves) olan Keanu Reeves, değiştirdiği dört lisenin ardından hiçbirisinden mezun olamadan, 15 yaşında Wolfboy adlı oyunla Toronto’da oyunculuk kariyerine başladı. 1 yıl devam edebildiği De La Salle College‘da hokey takımına giren Reeves, oyunuyla “duvar” (The wall) takma adını aldı. Aynı dönemde pastane yöneticiliği, buz pateni altı bileyiciliği gibi birçok farklı işte çalıştı.

Reeves, Toronto’da birkaç kısa film ve aralarında Coca-Cola‘nın da bulunduğu bazı reklam filminde oynadıktan sonra 1986‘da Robe Lowe‘ün yönettiği, hokeyi konu alan “Youngblood” filminde rol aldı. Bu filmin ardından Los Angeles‘a yerleşmeye karar verdi. Taşınmasının ardından, Reeves’in oynadığı ilk film Kanada yapımı “Dream To Believe“di. Ancak oyuncular birliğine girmesini sağlayan film, 1986‘daki “Under The Influence” adlı TV filmi oldu.

1989 yapımı “Bill and Ted’s Excellent Adventure” ile ilk başarısını yakaladı. Gus Van Sant‘in belki de en sevilen filmi olan My Own Private Idaho (1991), bir Francis Ford Coppola filmi Bram Stoker’s Dracula (1992), Bernardo Bertolucci‘nin Little Buddha (1993) filmlerinde başrol oynadı.

Sonrasında, Sandra Bullock ile başrolünü paylaştığı, 1994 yapımı “Speed” (Hız Tuzağı) ile beklenmedik bir popülariteye ulaştı. Speed’den hemen sonra rol aldığı başarısız aksiyon-bilimkurgu filmi Johnny Mnemonic kariyerini kötü bir noktaya götürüyordu ki, “Devil’s Advocate” (Şeytanın Avukatı) yardımına yetişti. Al Pacino‘yla oyunculuğunu karşılıklı çarpıştırdığı ve ezilmediği film, Reeves’e the-matrix’in kapısını açtı.

Wachowski kardeşlerin the-matrix üçlemesindeki seçilmiş kişi Neo karakteriyle kariyerinin zirvesine çıkan Keanu Reeves, 1995‘te Vanity Fair dergisine şöhret hakkında konuşurken kendisi için şu yorumu yaptı:

Özel hayatı ile çok fazla gündeme gelmeyen aktör, magazincilerin cinsel tercihi hakkındaki sorularına; “Homoseksüel değilim ama yine de bunu kim bilebilir ki” şeklinde vermesine karşın, Haziran 2006‘da yaptığı bir açıklamayla evlenmek ve çocuk sahibi olmak istediğini hayranlarından saklamıyordu.

23 yaşında gitarla tanışan Keanu Reeves, rock grubu The Dogstar‘da bas gitar çalıyor. Önceleri bir garajda çalmaya başlayan grup, daha sonra Los Angeles’da canlı şovlarda bulundu ve son olarak da bir Bon Jovi turnesinde ön grup olarak sahne aldı.

Ayrıca satranç, buz hokeyi, masa tenisi ve motosikletlerden zevk alan Reeves, biri 1974 model Combat Commando 850 ve diğeri 1972 model Commando 750 olmak üzere iki klasik motora sahip.

İlk film hakkında ufak bir giriş yaparsam eğer; emekli bir kiralık katil olan John Wick, eşinin ölümü sonrasında kendi kendine yas tutarken, anısı olan şirin köpeği ve arabasına verdiği değer uğruna birden eline tekrardan silah almak zorunda kalıyor ve intikam arayışına başlıyor. Ama olayların aslı göründüğü kadar yüzeysel değil tabi. Karanlık bir atmosferi olan filmimizde Continental adı altında bir otelde toplanan modern suikastçilerin yeraltı dünyasına giriş yapıyoruz. Bu, bir zamanlar John Wick’in üyesi olduğu bir topluluk. Bu gizli örgütün sistemi hakkında ilk filmde çok bir bilgi verilmedi bizlere. Fakat o jilet gibi takımlar içerisindeki John Wick ve nefes kesen aksiyon sahneleri bizim için bu filmi çok sevmemize yetti. Hatta sadece 2014 model Dodge Charger’ın hatırına bile bu yapıma hayran kalınabilirdi. Öyle de oldu zaten ki, çok sevilen bu karakterimize çok geçmeden devam filmi projesi kararı alındı.

John Wick: Chapter Two

İkinci filmimiz John Wick: Chapter Two ile aksiyon ilk filmin bıraktığı yerden devam etti. Çünkü bir türlü huzuru bulamayan John Wick için suç dünyasından kaçmak o kadar da kolay değildi. Reeves, film için verdiği bir röportajında karakterinin işine olan tutkusundan ve iradesinden bahsetmiş. Daredevil gibi hem aydınlık hem de karanlık tarafta olan ikilemde bir karakteri var, bu yüzden John Wick’e ister istemez bir sempati duyuyoruz. Chapter Two hakkında yapabileceğim yorum; ilk filme göre çok çok daha iyi oluşu.

İlk filmde dediğim gibi ana karakterimiz hakkında bir giriş yapılmıştı fakat Continental tarafı çok yüzeysel kalmıştı, yani ne kadar John Wick’in geçmişini az çok anlamış olsak da şu anda nasıl bu duruma geldiğini asla öğrenemedik. Bu önemli detayın bulanıklığını ikinci filmde kaldırmışlar ve böylelikle John Wick’in üyesi olduğu bu yeraltı dünyasının işleyişini ve katı kurallarını görmüş olduk. Ruhunuzun kan yeminiyle mühürlendiğini düşünün, ülkede iç savaş çıkarabilecek büyüklükte bir organizasyonmuş meğersem. Filmde öyle bir paralel evren yaratılmış ki, bu suç örgütünden başka hiçbir şey görmüyoruz. Adeta bir bilgisayar oyunu atmosferi oluşturulmuş ve bolca gerçeküstü aksiyon sahnesi var. Ben de en çok araba sahnelerinde oturduğum yerden şöyle bir ayaklandım galiba. Ama siz de o 1969 model Ford Mustang’ı görseniz sizin de içiniz giderdi şimdi. Ulan o arabayı nasıl paramparça yaptınız be!
Yürüyen Cephane

Filmdeki silahlara bakıyorum AR15’ler, Benelli M4’ler, Glock 3426’lar, Kimber 1911’ler havada uçuşuyor. Sadece 7 mermi ile çete dağıtıyor. Şarjör bitiyor, öldürdüğü adamın silahı ile devam ediyor. John Wick adeta yürüyen bir ammo box. Bildiğin sanki oyun içerisinde olan kutular gibi adama ekipmanları sunuyorlar. Üzerinde özel yapım takım elbisesi var, kurşun geçirmez. Nerede ne zaman nasıl bir hamle yapmasını bilen jilet gibi bir adam.

Ve sırtındaki dövmeleri çok dikkatimi çekti söylemeden geçemeyeceğim. Latince “Fortis Fortuna Adiuvat”, yani “Kader Cesurlara Güler” diye çevirebileceğimiz bir cümle var, Hawaii’de üssü bulunan bir deniz piyade birliğinin mottosuymuş, böylelikle buradan da geçmişi hakkında ufak bir bonus alıyoruz. Haç işareti olan dövmeleri ise inancını temsil ediyor. Aslında dövmelerinin bile karakterini temsil ettiğini söyleyebiliriz, kaderi şansa bağlayan inançlı bir insan, ne ikilem ama! Belki de kalbinde birazcık da olsa inanç kalmıştır ya da inanacak bir şey arıyordur kaybolmuştur. Bizim kalplerimizde taht kurduğu kesin ama, ya daha ne diyeyim nasıl öveyim bilmiyorum!

Poker Face

Hepimiz biliyoruz ki Keanu Reeves denilince aklımıza poker face ifadesi, daha doğrusu ifadesizliği geliyor. Kendisi durgun yüz ifadelerine ve repliklere sahip bir oyuncu. Bu, başarılı bir oyuncu olmak için gerekli bir özellik değil tabi, fakat yapılan doğru rol seçimi ile aksine bir başarıya dönüşmüş diyebiliriz. Bir insan bu kadar soğuk ve tepkisiz olur, bu yüzden de John Wick karakterini başarılı bir şekilde canlandırmasına aslında çok da şaşırmıyoruz. Çünkü bu karakter duruşu çok ağır bir karakter, onu minnoş ifadeleriyle Johnny Depp’in oynamasını bekleyemezdik. Ayrıca unutmamamız gereken çok önemli bir detay var! Keanu Reeves filmdeki sahneleri çekerken hiçbir şekilde dublör kullanmamış. Yani yok artık dediğimiz bütün sahnelerde bizzat kendisi oynamış. Evet, o gördüğünüz oradan oraya şarjör boşaltan, merdivenlerden yuvarlanan, araba çarpan adam Keanu Reeves’in ta kendisiydi. Şimdi ayağa kalkıp alkışlıyoruz, film sonunda honor veriyoruz.

Mükemmel Bir Kadro

Yönetmenliğini David Leitch ve Chad Stahelski ikilisinin üstlendiği filmimizde yıldızlar geçidi gibi bir kadromuz var. Matrix’in Neo’su Keanu Reeves, akıl hocası Morpheus yani Laurence Fishburne ile tekrar bir araya geldi. Ruby Rose ise karizmatik bir bayan suikastçi olarak karşımızda, çok da yakıştığını düşünüyorum, filme farklı bir tat katmış. Continental’ın başında da Ian McShane’i görüyoruz. Lobimizde ise yine ilk filmden tanıdık bir yüz olan Lance Reddick bizi karşılıyor ve Riccardo Scamarcio’nun görev talebi ile İtalya’da maceramıza başlıyoruz. Oyunculuklar hakkında tek bir kötü yorumum yok, bayıldım. Ve gelecek bir üçüncü film için de güzel bir zemin oluşturarak filmi tadında bitirdiler. Daha ne isteriz ki?

Tam bir aksiyon filmi olan John Wick kesinlikle ses ve görüntüsü kalitesi yüksek bir sinema ortamında izlenilmesi gereken bir film. Gitmeyi düşünenler için eğer ilk filmi izlemediler ise izlemelerini tavsiye ediyorum. Ben aksiyon seven birisi olduğum için filmden fazlasıyla memnun kaldım. Dönemin en karizmatik suikastçisini sizin de izlemeniz gerek. Siz geeklerin de birer gamer olduğunu düşünerekten beğeneceğinizi umuyorum. Hatta film çıkışında o müthiş soundtracklerin verdiği gaz ile elinize bir awp versek eli bile taşırsınız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seventeen − eight =